Çağrı Batuhan BUDAK
Avrasya Bir Vakfı Gençlik Merkezi Başkanı
1. Giriş: Nadir toprak elementleri (NTE) modern teknolojinin ve sanayinin vazgeçilmez bileşenleridir. Elektrikli araç bataryalarından rüzgâr türbinlerine, akıllı telefonlardan gelişmiş silah sistemlerine kadar pek çok kritik alanda NTE’lere ihtiyaç duyulmaktadır. Küresel temiz enerji dönüşümü ve yüksek teknoloji rekabeti, bu metalleri stratejik hale getirmiştir. Dünyada NTE arzının büyük kısmını elinde bulunduran Çin’in baskın konumu, diğer ülkeler için tedarik güvenliği sorunu yaratmaktadır. Bu bağlamda Ukrayna, zengin yeraltı kaynaklarıyla dikkat çeken bir ülke olarak ön plana çıkmıştır. Avrupa’nın “tahıl ambarı” olmasının yanı sıra, Ukrayna 34 kritik hammaddeden 22’sine sahip olup dünyadaki toplam kritik maden rezervlerinin yaklaşık %5’ini barındırmaktadır. Bu rezervler arasında nadir toprak elementleri de bulunmakta ve Ukrayna’yı jeostratejik açıdan önemli kılmaktadır. ABD’nin Ukrayna’ya yönelik artan ilgisinin ardında, NTE’ler alanındaki Çin bağımlılığını azaltma ve Ukrayna’nın bu stratejik kaynaklarını güvence altına alma hedefi bulunmaktadır. Bu makalede, nadir toprak elementlerinin tanımı ve kullanım alanları, Ukrayna’daki NTE rezervlerinin küresel ölçekteki yeri, ABD’nin bu kaynaklara olan stratejik bakışı ve tüm bunların uluslararası ilişkilerdeki yansımaları incelenecektir.
2. Nadir Toprak Elementleri ve Kullanım Alanları: Nadir toprak elementleri, periyodik tabloda lantanit serisindeki 15 elementi ile benzer özellikteki skandiyum ve itriyumdan oluşan toplam 17 metalik elementi ifade eder. Her ne kadar “nadir” olarak adlandırılsalar da yerkabuğunda göreceli bolluğa sahiptirler; ancak ekonomik olarak işletilebilir yoğun cevher yatakları halinde bulunmaları enderdir. NTE’ler küçük miktarlarda kullanılsalar bile bulundukları cihazların performansını ve etkinliğini ciddi ölçüde artırır. Örneğin tipik bir akıllı telefonda ekran, mikrofon, devreler vb. için az miktarda da olsa 8 farklı nadir element kullanılmaktadır. Bu elementlerin başlıca kullanım alanları şöyledir:
Nadir toprak elementlerine olan talep, yenilenebilir enerji ve ileri teknolojiye geçişle birlikte sürekli artmaktadır. 2021 yılında küresel NTE talebi yaklaşık 125.000 ton iken, 2030’da talebin 315.000 tona ulaşacağı öngörülmektedir. Bu eğilim, elektrikli otomobil, enerji depolama, dijital teknoloji ve savunma ihtiyaçlarının artmasından kaynaklanmaktadır. NTE’lerin stratejik değeri, bu metalleri kontrol eden ülkelerin küresel tedarik zincirlerinde nüfuz sahibi olmasına yol açmaktadır.
3. Ukrayna’daki NTE Rezervleri ve Küresel Karşılaştırma: Ukrayna, kömür, demir, titan, lityum, uranyum gibi birçok maden açısından zengin bir coğrafyaya sahiptir. Özellikle titanyum ve lityum rezervlerinin büyüklüğü bakımından Avrupa’da ilk sıralardadır. Nadir toprak elementleri konusunda da Ukrayna’nın önemli bir potansiyeli olduğu bilinmektedir. Avrupa Birliği’nin Kritik Hammaddeler listesinde yer alan 34 madenin 22’si Ukrayna’da tespit edilmiştir ve Ukrayna’nın dünyadaki toplam kritik ham madde rezervlerinin yaklaşık %5’ine sahip olduğu hesaplanmaktadır. NTE özelinde detaylı veriler güvenlik gerekçesiyle kamuya tam açıklanmamış olsa da, jeolojik araştırmalar Ukrayna topraklarında lantanyum, seryum, neodimyum, itriyum, erbiyum gibi nadir elementlerin varlığını doğrulamıştır. Hatta Ukrayna’nın skandiyum gibi stratejik elementlere de sahip olduğu, ancak miktar bilgisinin gizli tutulduğu belirtilmektedir. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ülkesindeki nadir toprak unsuru yataklarının yaklaşık yarısının 2022’den sonra Rusya işgali altındaki bölgelerde kaldığını ifade etmiştir. Nitekim 2024 itibarıyla Ukrayna’daki metalik maden rezervlerinin %40’ının Rusya’nın kontrol ettiği topraklarda bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu durum, Ukrayna’nın mevcut koşullarda NTE üretimini gerçekleştiremediğini ortaya koymaktadır – nitekim uzmanlar ülkede şu an faal bir nadir element madeni olmadığını vurgulamaktadır.
Küresel ölçekte nadir toprak elementlerinin rezerv dağılımına bakıldığında, Çin açık ara lider konumdadır. ABD Jeolojik Araştırma Kurumu (USGS) verilerine göre 2020 itibarıyla dünya NTE rezervleri yaklaşık 120 milyon ton düzeyindedir ve bunun %35-40’ı Çin’dedir. Çin’i, Vietnam (%19) ve Brezilya (%18) takip ederken, Rusya yaklaşık %10’luk bir payla dördüncü sıradadır. Hindistan (%6), Avustralya (%3-4) gibi ülkeler de anlamlı rezervlere sahipken ABD’nin küresel rezervlerden aldığı pay yalnızca %1-2 civarındadır. Şekil 1, dünya genelinde nadir toprak elementleri rezervlerinin başlıca ülkeler bazında dağılımını göstermektedir. Çin’in 44 milyon tonla en büyük rezerve sahip olduğu, Vietnam ve Brezilya’nın 20’şer milyon ton civarında rezerv barındırdığı görülmektedir. Buna karşılık, Avrupa kıtasında önemli NTE rezervleri sınırlıdır; örneğin Grönland ve bazı Afrika ülkeleri düşük de olsa rezervlere sahiptir. Ukrayna’nın bu tabloda resmi bir payı görünmese de, çeşitli kaynaklar Ukrayna’nın NTE potansiyelini dünyanın %3-5’i aralığında değerlendirmektedir. Ukrayna’nın komşusu Rusya ise yaklaşık 10-12 milyon tonluk rezervle önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen, bu rezervlerin şimdiye dek ekonomik işletmeye dönüşme düzeyi çok düşüktür (Rusya’nın dünya NTE üretimindeki payı %1 civarı).
Şekil 1: Dünya nadir toprak elementleri rezervlerinin başlıca ülkeler bazında dağılımı (2020 verileri). Haritada ayrıca nadir elementlerin rafine edilme kapasitesinin coğrafi dağılımı gösterilmektedir; Çin’in küresel rafinajın ~%85’ini gerçekleştirdiği görülmektedir.
Dünya genelinde nadir element üretimi ve işlenmesinde de büyük bir dengesizlik söz konusudur. Çin, NTE üretiminin ve tedarik zincirinin merkezinde yer almaktadır. Son yıllarda küresel maden üretiminin %60-70’i Çin’de gerçekleşirken, rafine edilip işlenmiş nadir elementlerin %85’inden fazlası Çin tesislerinden çıkmaktadır. Dahası, yüksek güçlü nadir mıknatıs üretiminin %90’ından fazlasını tek başına Çin karşılamaktadır. Bu durum, Çin’i NTE piyasasında tekel konumuna yaklaştırmakta ve diğer ülkeleri kritik bir bağımlılığa sürüklemektedir. Örneğin ABD, 2022’de kullandığı nadir elementlerin %72’sini Çin’den ithal etmiştir. Çin dışında dikkate değer üretim yapan ülkeler arasında ABD (dünya üretiminin %10-15’i) ve Myanmar (Burma) bulunmaktadır; Avustralya ise son yıllarda üretimini artırarak küresel payını ~%5 düzeyine çıkarmıştır. Bununla birlikte, üretim gerçekleştirseler dahi bu ülkeler çoğu zaman cevheri Çin’e göndermek zorunda kalmakta, nihai arıtma ve manyetik alaşım üretimi yine Çin’de yapılmaktadır. Dolayısıyla, Ukrayna gibi henüz üretime geçmemiş ancak potansiyel arz edici ülkelerin önemi, yalnızca ham rezerv miktarıyla değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirinde yaratabileceği çeşitlilik ile ölçülmelidir.
4. ABD’nin Ukrayna’daki NTE’lere Olan İlgisi: Amerika Birleşik Devletleri, nadir toprak elementlerini stratejik ve kritik mineraller kategorisinde değerlendirmekte ve bu alandaki dışa bağımlılığını ulusal güvenlik riski olarak görmektedir. 2010’ların sonundan itibaren ABD yönetimleri, Çin’in NTE tedarikindeki tekelci konumunu kırmak için çeşitli adımlar atmıştır. Bu kapsamda yurt içinde üretimi canlandırma (örneğin California’daki Mountain Pass madeninin tekrar işletilmesi) ve müttefik ülkelerle alternatif tedarik anlaşmaları yapma arayışı göze çarpar. Ukrayna, ABD’nin dikkatini özellikle 2022 sonrası dönemde çekmiştir. Eski ABD Başkanı Donald Trump, Şubat 2025’te yaptığı açıklamalarda Ukrayna’nın sahip olduğu nadir elementleri, Rusya’ya karşı verilen savaşta yapılan milyarlarca dolarlık yardıma karşılık bir anlaşmaya dâhil etmek istediğini belirtmiştir. Trump, Ukrayna’nın ABD’ye “yüzlerce milyar dolar” borçlandığını ima ederek, Kiev ile 500 milyar dolar değerinde NTE içeren bir anlaşma yapmak istediğini kamuoyuna duyurmuştur. Ardından Zelenskiy ile görüşerek bu konuda mutabakata varmak istediğini ve “çok büyük bir anlaşma” imzalanacağını ifade etmiştir. Zelenskiy de ABD ile nadir topraklar konusunda bir yatırım anlaşması taslağının hazırlandığını, bu anlaşmada Ukrayna’nın borçlandırılmasına dair bir maddenin bulunmadığını özellikle vurgulamıştır.
ABD’nin stratejik çıkarı, Çin’e bağımlılığı azaltmak amacıyla Ukrayna’nın NTE rezervlerini geliştirmeye yatırım yapmaktır. Trump yönetiminin bakışına göre, Ukrayna’nın zengin madenleri ABD sanayisinin ve ordusunun ihtiyaç duyduğu kritik hammaddelerin güvence altına alınması için bir fırsattır. Bu ilgi sadece Trump dönemine özgü değildir; Biden yönetimi döneminde de Eylül 2021’de ABD ile Ukrayna arasında kritik ham maddeler ve enerji alanında iş birliği mutabakatı imzalanmıştır (Critical Minerals Agreement). Ukrayna hükümeti, 2023 başlarında ABD, Britanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerle kritik minerallerin işletilmesine yönelik proje anlaşmaları üzerinde çalıştığını ve 2033’e kadar madencilik sektöründe 12-15 milyar dolarlık yatırım potansiyeli gördüğünü açıklamıştır. ABD cephesinde de Savunma Bakanlığı (Pentagon), nadir element tedarikini güvenceye almak için yerli ve müttefik kaynaklara yatırım yapmaktadır. Örneğin Avustralyalı Lynas firmasına ve ABD’li MP Materials şirketine nadir element ayrıştırma tesisleri kurmaları için fon sağlanmıştır. Bu bağlamda, Ukrayna ile olası bir anlaşma ABD’nin arz kaynaklarını çeşitlendirme stratejisinin parçasıdır.
ABD’nin Çin’e bağımlılığını azaltmada Ukrayna’nın rolü, sadece kaynağa erişim değil, aynı zamanda jeopolitik kazanımlar da içerir. Ukrayna’nın zengin NTE ve diğer kritik maden rezervlerinin Batı sermayesi ve teknolojisiyle işletilmesi, hem Ukrayna ekonomisini canlandırarak onu Batı’ya daha da entegre edecek, hem de Çin’in bu alandaki tekeline küçük de olsa bir alternatif oluşturacaktır. Nitekim ABD’li yetkililer, Ukrayna gibi dost ülkelerden sağlanacak her ek kaynağın, Pekin’in NTE ihracatındaki kısıtlamalarının etkisini zayıflatabileceğini belirtmektedir. Öte yandan, Ukrayna’daki yatırımların ABD’ye bir diğer faydası, Rusya ile nüfuz mücadelesinde stratejik üstünlük sağlamasıdır. Jeologlar Ukrayna’yı “Avrupa’nın maden hazinesi” olarak nitelerken, bu kaynakların Batı kontrolüne girmesi Rusya ve Çin’in bölgedeki etkisini sınırlayacaktır. Kısacası, ABD’nin Ukrayna’nın NTE’lerine ilgisi sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeostratejik bir hamledir.
5. Jeopolitik ve Stratejik Etkiler: Ukrayna’daki nadir toprak elementlerinin varlığı ve bunların potansiyel işletmesi, uluslararası güç dengeleri üzerinde çeşitli etkilere yol açabilir. Öncelikle, ABD-Çin rekabeti boyutunda bakıldığında, Çin’in NTE tedarik zincirindeki hâkimiyeti uzun süredir ABD için endişe kaynağıdır. Çin, NTE’leri “stratejik koz” olarak görüp gerektiğinde ihracatını kısıtlayabileceğini göstermiştir; nitekim 2010’da Japonya ile yaşanan gerilimde nadir element ihracatını geçici olarak durdurmuş ve 2023’te ABD’nin yarı iletken kısıtlamalarına misilleme olarak galyum ve germanyum ihracatına sınırlamalar getirmiştir. Böyle bir ortamda, Ukrayna’nın devreye girmesi ABD’nin elini bir nebze güçlendirebilir. Güçlü bir ABD-Ukrayna maden iş birliği, Çin’in tek taraflı tedarik kısıtlamalarının etkisini azaltıcı bir tampon oluşturabilir. Hong Kong merkezli bir analistin belirttiği gibi, “Trump’ın nadir elementler için Ukrayna’ya ihtiyacı olabilir”; zira bu, Pekin’in tekelini kırma stratejisinin parçasıdır. Ancak analistler, Ukrayna ya da Rusya’dan gelecek arzın kısa vadede Çin’in piyasa ağırlığını tam dengeleyemeyeceğini, en iyi ihtimalle kısmen ikame edebileceğini vurgulamaktadır.
Rusya faktörü, bu denklemin bir diğer önemli boyutudur. Rusya, topraklarında hatırı sayılır nadir element rezervleri (yaklaşık 10 milyon ton civarı) barındırmasına rağmen, bunları şimdiye dek stratejik olarak kullanmamış veya geliştirmemiştir. Ukrayna Savaşı sonrası süreçte ilginç bir şekilde Rusya da nadir elementleri gündeme almaktadır: Başkan Vladimir Putin, ülkesinin ~3,8 milyon ton rezerve sahip nadir toprak endüstrisini geliştirmeyi öncelik ilan etmiştir. Hatta bazı kaynaklara göre Rusya, işgal ettiği Ukrayna bölgelerindeki nadir madenlere Amerikalıların erişimine izin verebileceği sinyalini dahi vermiştir – olası bir barış pazarlığında koz olarak kullanmak üzere. Bu tablo, ABD açısından ikili bir fırsat ve risk yaratmaktadır: Eğer Ukrayna ile anlaşma sağlanamazsa, Trump yönetimi Rusya ile yakınlaşıp onun rezervlerinden faydalanma yoluna gidebilir ki bu da ABD-Rusya yakınlaşması anlamına gelir. Öte yandan, Ukrayna’nın madenleri üzerinde ABD nüfuzu artarsa, bu kez Rusya-Çin iş birliği pekişebilir; zira her iki ülke de Batı’nın kritik madenlere erişimini kendi çıkarlarına tehdit olarak algılayacaktır. Nitekim Çinli yorumcular, “Rusya ve ABD aynı yatakta gibiler, garip anlaşmalar yapabilirler” diyerek bu olasılığa dikkat çekmiştir.
Ukrayna’daki nadir elementlerin bölgesel etkileri de göz ardı edilmemelidir. Ukrayna ekonomisi savaş öncesi dönemde bile ihracatının %30’unu madencilik ürünlerinden sağlıyordu. Savaşın yarattığı tahribat, maden sektörünü durma noktasına getirmiştir. Doğudaki zengin maden havzalarının (örneğin lityum yataklarının) bir kısmı Rus kontrolüne geçmiştir. Bu koşullarda, olası bir barış veya donmuş çatışma durumunda madenlerin yeniden geliştirilmesi gündeme gelecektir. ABD ve Batılı müttefikler, Ukrayna’nın yeniden inşasında kritik maden sektörüne yatırım yaparak hem ekonomik kalkınmayı destekleyip ülkeyi güçlendirebilir, hem de bu stratejik kaynakların Çin veya Rusya etkisine girmesini önleyebilir. Avrupa Birliği de benzer şekilde Ukrayna’yı gelecekteki kritik hammadde tedarikçisi olarak görmektedir; 2023’te AB ile Ukrayna arasında imzalanan anlaşmalar, Ukrayna’nın lityum, grafit, nadir element gibi alanlarda Avrupa’yı besleyebileceğini öngörmektedir.
Bu denklemlerde önemli bir zorluk, NTE madenciliğinin ve rafinasyonunun zaman alan, yüksek maliyetli bir süreç olmasıdır. Jeologlar, Ukrayna’da bilinen NTE yataklarının henüz ticari bir işletme planı çıkaracak düzeyde detaylı etüt edilmediğini belirtmektedir. Yani rezerv potansiyeli kâğıt üzerinde yüksek olsa da bunu gerçeğe dönüştürmek yıllar alacak bir yatırım ve hazırlık gerektirmektedir. Nitekim 2020-2022 arasındaki nadir element fiyatlarının zirve yaptığı dönemde bile hiçbir uluslararası şirket Ukrayna’da NTE aramak için hamle yapmamıştır. Bunun sebebi, savaşın getirdiği riskler ve ülkedeki düzenleyici belirsizliklerin yanı sıra, NTE madenciliğinin teknik güçlükleridir. Cevherin çıkarılması kadar, işlenmesi (ayrıştırma, rafinasyon) için gereken tesislerin yokluğu büyük bir engeldir. Dünya genelinde Çin dışındaki nadir element üreticileri, cevherlerini genelde işleme için Çin’e göndermek zorunda kalmaktadır. Ukrayna’da çıkacak cevherin de Çin’e gönderilmesi gerekirse, bu ABD’nin Çin’e bağımlılığı azaltma hedefiyle çelişecektir. Bu nedenle, Ukrayna’nın kaynakları değerlense bile tam bağımsız bir tedarik zinciri kurulmadıkça jeopolitik denklemde radikal bir değişim yaratması zor görünmektedir.
Özetle, Ukrayna’nın nadir element zenginliği uluslararası politikada çok katmanlı etkilere gebedir: ABD-Çin rekabetinde denge unsuru, ABD-Rusya ilişkilerinde pazarlık kartı, Avrupa’nın stratejik özerkliğinde kilit tedarikçi adayı ve Ukrayna-Rusya mücadelesinde ekonomik koz haline gelebilir. Ancak tüm bu olasılıkların realize olabilmesi, savaşın gidişatı, yatırım iklimi, teknolojik kapasite oluşturma gibi değişkenlere bağlıdır.
6. Sonuç ve Değerlendirme: Ukrayna, sahip olduğu nadir toprak elementleri ve diğer kritik mineraller ile jeoekonomik önemini artırma potansiyeline sahiptir. Bu kaynaklar, doğru değerlendirildiğinde Ukrayna’nın savaş sonrası ekonomik toparlanmasına ivme kazandırabilir ve ülkeyi yüksek katma değerli üretim zincirlerine entegre edebilir. ABD ile olası bir nadir element iş birliği, Ukrayna’ya gerekli finansman ve teknolojik desteği sağlayarak atıl durumdaki rezervlerin işletmeye alınmasını hızlandırabilir. Böyle bir ortaklık, Ukrayna’ya doğrudan yabancı yatırım akışı ve teknoloji transferi getireceği için, ülkenin kalkınmasına ve istihdama da olumlu yansıyacaktır. Ayrıca, ABD açısından bakıldığında Ukrayna ile kritik madenler alanında kurulacak güçlü bağ, jeopolitik güvenlik teminatı anlamı da taşır. Başkan Zelenskiy’nin ifade ettiği gibi, ABD’li şirketlerin Ukrayna’da faaliyet göstermesi bir bakıma güvenlik garantisi işlevi görecek, zira bu durumda Ukrayna’ya yönelik düşmanca adımlar ABD’nin çıkarlarına da zarar verecektir. Dolayısıyla, nadir toprak elementleri iş birliği, sadece ekonomik değil stratejik bir ortaklık zemini yaratabilir.
Bununla birlikte, beklentileri gerçekçi tutmak önemlidir. Ukrayna’nın NTE rezervlerinin keşif ve geliştirme süreci yıllar alacaktır. Savaş koşullarının devam etmesi veya belirsizliği, büyük ölçekli yatırımları caydıran bir faktördür. Bu yüzden, kısa vadede Ukrayna’dan yapılacak NTE tedariki, Çin’e bağımlılığı hemen bitiremeyecektir. Yine de uzun vadede, Ukrayna’nın üretime başlamasıyla piyasaya girecek her yeni aktör, mevcut tekeli zayıflatma yönünde bir adımdır. Ukrayna devleti, bu kaynakların ulusal çıkarlar doğrultusunda işletilmesi için net bir strateji geliştirmelidir. Maden yasalarının iyileştirilmesi, yabancı yatırımcılar için şeffaf ve teşvik edici bir ortam yaratılması ve çevresel sürdürülebilirliğin gözetilmesi bu stratejinin parçaları olmalıdır.
Son tahlilde, nadir toprak elementleri Ukrayna için bir kaldıraç işlevi görebilir. Hem ekonomisini güçlendirmek hem de uluslararası alanda pazarlık gücünü artırmak adına bu kaynakları kullanabilir. ABD ile kurulacak ortaklıklar, Çin’in NTE tekelini kırma küresel hedefiyle örtüştüğü için güçlü bir motivasyon zemini bulunmaktadır. Ukrayna, jeopolitik konumunu pekiştirmek ve Batı ile entegrasyonunu derinleştirmek amacıyla NTE kozunu akılcı şekilde kullanmalıdır. Bu da somut olarak, ABD ve diğer müttefiklerle kazan-kazan prensibine dayalı projeler geliştirmeyi gerektirir. Sonuç olarak, Ukrayna’nın nadir toprak elementleri, doğru politikalar ve iş birlikleri ile ülkenin kalkınmasına hizmet edebilecek; aynı zamanda küresel NTE tedarik zincirinde daha dengeli ve güvenli bir yapının oluşmasına katkı sunabilecektir. Böyle bir gelişme, uluslararası ilişkilerde enerji ve ham madde kaynaklı güç dengelerinin bir nebze olsun değişebileceğine işaret etmekte ve bu nedenle yakından izlenmektedir.
Kaynakça