DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ JEOPOLİTİĞİ  EKSENLİ GELİŞMELER ÖZELİNDE  KIBRIS MESELESİNE BİR BAKIŞ

DOĞU AKDENİZ’DE ENERJİ JEOPOLİTİĞİ EKSENLİ GELİŞMELER ÖZELİNDE KIBRIS MESELESİNE BİR BAKIŞ

HABER TARİHİ: 19 Şubat 2025
119 Kişi okudu

Dr. Öğr. Üyesi Sina KISACIK

Kıbrıs Aydın Üniversitesi, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi İngilizce Uluslararası

İlişkiler Bölümü. Elektronik Posta Adresi: sinakisacik@csu.edu.tr, sina1979@hotmail.com,

ORCID: 0000-0002-3603- 6510

 

GİRİŞ

 

Doğu Akdeniz Bölgesi’nde 2000li yılların başında keşfedilen hidrokarbon kaynakları zaten siyaseten ve güvenlik düzlemlerinde son derece karmaşık olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında yeni bir gerginlik alanının çıkmasına sebebiyet vermiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-İsrail-Mısır üçgeninde bulunan özellikle doğalgaz kaynaklarının buna gereksinim duyan başta Avrupa piyasalarına aktarımına yönelik geliştirilen projeler sadece kaynak sahibi ülkeler arasında değil aynı zamanda projelerin geçmesi öngörülen ülkeler arasında da zaman zaman iş birliği zaman zaman da çatışmaya varan gerginliklerin yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Bunun yanı sıra Güney Kıbrıs, İsrail, Mısır ve diğer ülkeler kendi aralarında münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalayarak uluslararası enerji şirketleri keşifler için bölgeye davet etmelerinden ötürü münhasır ekonomik bölge uyuşmazlığı yaşayan taraf devletler arasında da problemler vuku bulmuştur. Sadece bölge ülkelerinin değil aynı esnada Rusya, Çin, ABD ve Avrupa Birliği’nin bölgeye çeşitli gerekçelerle yakın ilgi göstermesi de ittifaklar-çatışmalar eksenine yeni unsurların katılmasına sebebiyet vermiştir. Bu çerçeve paralelinde ilgili yazıda Doğu Akdeniz özelinde enerji kaynaklı gerginlikler ve de bunun Kıbrıs’a yansımaları ele alınacaktır.

 

21. Yüzyılda Doğu Akdeniz’de Enerji Merkezli Gerginlikler ve Kıbrıs Sorunu

 

Doğu Akdeniz’de 2000’lerin başlangıcında gerçekleştirilen petrol ve gaz keşifleri, yalnızca bahse konu coğrafyada değil; aynı esnada daha geniş ölçekte öncelikli olarak Avrupa’nın yanı sıra burayla ilgilenen bölge dışı aktörlerce de yakından takip edilen bir olgu haline dönüşmüştür. Öncelikli olarak İsrail’de Tamar ve Leviathan havzalarında keşfedilen 900 milyar m3’lük doğalgaz kaynağı bütün bölge ve bölge dışı ilgilerini bu bölgeye döndürmelerine yol açmıştır. Bunun ardından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), kendi Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde (MEB) olduğunu savladığı Afrodit Doğalgaz Sahası’nda 140 milyar m3 ve bunu müteakiben ise Calypso havzasında 200 milyar m3’ü aşkın bir kaynak keşfetmiştir. Yine bunlara ilaveten 2015 senesinde İtalyan ENI şirketinin Mısır’ın deniz aşırı bölgesi olan Zohr’da toplam olarak 850 milyar m3’lük bir doğalgaz kaynağını keşfetmesi, halihazırda Doğu Akdeniz’deki devletlerarası uzun dönemli politik ve dinsel merkezli anlaşmazlıklara bir de enerji konusunu ilave etmiştir. Burada altı çizilmesi gereken bir olgu ise Doğu Akdeniz’de kıyıdaş taraf ülkeler arasında mütekabil menfaatler ve de beynelmilel hukuk çerçevesinde görüşülerek üzerinde mutabakata varılmış uluslararası ölçekte benimsenmiş bir münhasır ekonomik bölge anlaşmasının bulunmamasıdır. GKRY yasal olarak böylesine bir bağlayıcı metnin olmamasına rağmen, öteki kıyıdaş devletlerle ikili anlaşmalar gerçekleştirmiş ve milletlerarası enerji firmalarını bölgede hidrokarbon keşifleri maksadıyla egemenlik iddia ettikleri bölgelere davet etmişlerdir. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) ise Kıbrıs Sorunu gibi kökleşmiş bir konunun çözülmeden burada GKRY’nin Ada’nın tek sahibiymiş gibi girişimlerde bulunmasına onay vermemiştir. Buna yönelik diplomatik girişimlerini artıran Ankara aynı esnada da askeri gücünü başarılı bir şekilde sahada gösterebilmiştir.

Doğu Akdeniz doğalgaz kaynaklarının keşfinin ardından bunların ivedi olarak Avrupa aktarımı doğrultusunda üç taşımacılık projesinin ortaya atıldığından bahsedilebilir. Bunlar iki tane boru hattı ve bir de sıvılaştırılmış doğalgaz tesisinin teşkiliyle gaz aktarımının yapılabilmesidir. East-Med (Doğu Akdeniz) Doğalgaz Boru Hattı ve sıvılaştırılmış doğalgaz tesisi kanalıyla enerji aktarımında politik, yasal, teknik ve de iktisadi bakımdan uygunsuzluğu benzeri sorunlar söz konusudur. 2019 senesinde itibariyle GKRY, Yunanistan ve İsrail tarafından geliştirilen hem Türkiye’yi hem de KKTC dışlayan yılda takriben on milyar metreküplük kapasiteli East-Med Doğalgaz Boru Hattı, AB’nin öncelikli projeler listesinin içerisinde bulunmasına rağmen Türkiye ve Libya arasında Kasım 2019’un bitiminde akdedilen bir mutabakat muhtırası ile teknik bakımdan gerçekleştirilemez hal almıştır. Buna ilaveten bahse konu boru hattının yapım maliyetinin pahalılığı, teknik engeller ve de Avrupa enerji güvenliğine katkısının çok ufak olacağı benzeri hususlar projenin cazibesinin kaybolmasına yol açmış ve yapılamaz hale gelmesine neden olmuştur. Nitekim projeye taraf ülkeler ve milletlerarası enerji uzmanlarının adı geçen projenin yapılamazlığı çerçevesindeki değerlendirmeleri de dikkate alınmalıdır.

Buna rağmen üç seçenek içerisinde en az maliyetli, en kısa güzergahı barındıran ve faaliyete alınması durumunda en fazla kazanç sağlayabilecek aktarım projesi ise hiç şüphesiz Türkiye-İsrail Doğalgaz Boru Hattı biçiminde görülmektedir. Ankara ve Tel-Aviv ilişkilerinde 2000’li senelerde Filistin temelli birçok anlaşmazlık hasebiyle belli dönem aralıklarında gerginlikler tecrübe edinilmiştir. Ancak, İsrail doğalgazının Avrupa’ya Türkiye aktarımı gündemdeki ehemmiyetini muhafaza etmektedir. Tel-Aviv, barındırdığı gaz rezervinin yalnızca %40’lık bir kısmının ihracata tahsis edebileceğini, geriye kalan bölümünü ise iç kullanıma verebileceğini belirtmiştir. Bu doğrultuda İsrail, kendi gazının ve Doğu Akdeniz’deki diğer gaz rezervlerinin sıvılaştırılmış halde aktarımına dönük olarak inşa edilecek tesisin milli güvenlik sebeplerinden ötürü kendi ülkesinin içerisinde yapılmasını önceliklendirmektedir. Bahse konu düzlemde 2021 senesinde yoğunlaşmaya başlayan ve 2022 senesi Temmuz ayı itibariyle gittikçe hızlanan Türkiye-İsrail yakınlaşmasının dikkat çekici noktalarından birisini de bir doğalgaz boru hattı yapımı teşkil etmiştir. Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı, Sıvılaştırılmış Doğalgaz ve Türkiye-İsrail Doğalgaz Boru Hattı Projeleri içerisinde yapım maliyeti, teknik açıdan uygunluk ve en çok gelirin sağlanabileceği proje girişimi olarak Türkiye-İsrail Doğalgaz Boru Hattı ön plana çıkmaktadır. Ancak, Ekim 2023’ten beri süren İsrail-Filistin Harbi’nden ötürü bahse konu hattını içeren iş birliği çabaları sonlandırılmıştır. Diğer taraftan 2011, 2019 ve 2023 senelerinde Türkiye-KKTC-Libya üçlüsü arasında gerçekleştirilen Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmaları ile Doğu Akdeniz’in teknik biçimde devre alınabilirliği engellenmiş olmaktadır.

Ioannis N. Grigoriadis’in analizine bakıldığında Kıbrıs barış müzakerelerinde Nisan 2004’teki çözüm fırsatının kaçırılmasının ertesinde 2010lu yıllar itibariyle yeni bir fırsat gündeme gelmiştir. Grigoriadis, Doğu Akdeniz’de bulunan dikkate değer miktardaki doğalgaz kaynağının anlaşmazlığın çözüme kavuşturulmasına yönelik bir tetikleyici rol oynayabileceği değerlendirmiştir. Bunun nedenini hidrokarbon kaynaklarının pazarlanmasının ancak Türkiye’yi içeren bölgesel bir işbirliği sayesinde olanaklı olabileceği şeklinde ifade edebiliriz. Ağustos 2017’de İsviçre’nin Crans Montana kasabasındaki barış müzakerelerinin başarısızlıkla bitmesi yalnızca beynelmilel kamuoyu açısından muazzam bir hayal kırıklığını teşkil etmemiş, aynı zamanda krizli durumun bölgeye yayılması tehlikesinin de artmasına sebebiyet vermiştir. 2017 senesindeki Crans Montana müzakerelerinin başarısızlığını müteakiben Türkiye’nin Kıbrıs’ın etrafındaki enerji kaynaklarının pazarlanmasına yönelik kararlılığı Ağustos 2020 itibariyle Doğu Akdeniz’de Türk-Yunan gerginliğini doğurmuştur. Ankara, Doğu Akdeniz’deki Yunan ve GKRY faaliyetlerine karşın müşterek/münhasır bir strateji yürütmeyi devreye almıştır. Grigoriadis’e göre Türkiye ve KKTC’nin federal çözümü dışlayan politikalarına ilaveten, KKTC’nin Türkiye’ye dahil edilmesini içeren muhtemel bir referandum Ankara-Brüksel münasebetleri bağlamında olumsuz neticeler ortaya çıkarabilecektir.

Ankara-Atina irtibatlarındaki kötüleşmenin diğer bir nedeni ise Doğu Akdeniz’de dönüşüme uğrayan bölgesel durumlar biçiminde açıklanabilir. Enerji konusundaki gelişmeler, Atina’nın Doğu Akdeniz’de muazzam iktisadi ve taktiksel menfaatlerinin yeniden gündeme gelmesi biçiminde değerlendirilmiştir. Avrupa pazarına gaz aktarımının en etkin metodu Türkiye’den Yunanistan’a inşa edilecek bir boru hattı olabilecektir. Bahse konu gelişme, her iki ülkenin AB bakımından enerji güvenliğindeki mevcudiyetinin seviyesini daha da yükseltebilecektir. Öte taraftan Kıbrıs’ta sorunların çözüme kavuşturulamaması bu gibi girişimlerin hayata geçirilmesini engellemiştir. Enerji keşiflerinin çatışma çözümünün sağlanmasına yönelik önemli bir kaldıraç unsuru teşkil edebileceğinin değerlendirilmektedir. Mısır’da Muhammed Mursi Yönetimi’nin yönetimden düşmesinden sonra Ankara ve Kahire arasında cereyan eden yüksek tansiyonlu dönem yerini 2021’de başlayıp günümüzde de vuku bulan yakınlaşma girişimleri ile ikame etmiştir. Ancak, Doğu Akdeniz enerji kaynakları ile ilgili gelişmeler Ege ve Doğu Akdeniz’de deniz sahaları hususundaki Ankara-Atina gerginliğinin artmasına sebebiyet vermiştir. Doğu Akdeniz enerji kaynakları Yunanistan-GKRY-Mısır-İsrail dörtlüsü arasında çok yönlü iş birliği girişimlerinin geliştirilmesi ve taktiksel ortaklıklara imza atılması bağlamındaki menfaatlerini kuvvetlendirirken, Türk-Yunan anlaşmazlığını artırmıştır.

Diğer taraftan ele alındığında, toplam olarak 3,5 trilyon m3’lük bir doğalgaz rezervini içeren Doğu Akdeniz havzasının, önde gelen gaz rezervlerini barındıran ülkeler olan Rusya, İran, Katar ve Türkmenistan ile mukayese edildiğinde bölgesel enerji jeopolitiğinde çok ciddi konumlara sahip olmayacağı değerlendirilmektedir. Rusya’nın 47 trilyon m3’lük rezervi, Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgaz kapasitesi, İran ve Türkmenistan’ın yüksek doğalgaz kaynakları, Antarktika ve de Sibirya benzeri yeni gaz rezervleri bulunuyor. Yani dünya pazarındaki doğalgaz çokluğu Doğu Akdeniz kaynaklarının ticari metaya dönüştürülmesini olanaklı hale getirmeyebilir. Doğu Akdeniz’de konumlanan taraf ülkelerin aralarındaki uzun senelerden bu yana süren İsrail-Filistin ve Kıbrıs gibi köklü anlaşmazlıklar, kıyıdaş devletler arasında karşılıklı olarak görüşülerek uzlaşmaya varılmış bir münhasır ekonomik bölge sözleşmesinin yokluğu bölgedeki gaz kaynağının ticarileştirilmesi önüne taş koymaktadır. Bunlara ek olarak Rusya’nın bölgede göz ardı edilemez derecede kuvvetli ve de sözü dinlenen bir oyuncu biçiminde varlığını ortaya koyması, ABD’nin ivedi olarak Yunanistan eksenli yükselen askeri varlığı ve yükselen enerji fiyatları doğalgaz konusunun iş birliği boyutundan daha çok askeri güvenlik kapsamında ele alınmasına yol açıyor.

Washington, Doğu Akdeniz doğalgaz kaynaklarının ticarileştirilmesi özelinde Doğu Akdeniz Gaz Boru Hattı ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu benzeri çabaları diplomatik açıdan desteklemiş olsa da son dönemlerde teknik ve çevresel açılardan uygunsuzluğu gibi sebepleri göstererek desteğini çekmiştir. Doğu Akdeniz coğrafyasında Moskova’nın her geçen gün etkisini daha da göreceli olarak artırması ve Çin ile beraber bölge devletleri üstündeki etkisini gittikçe arttırması ABD’nin bölgesel menfaatlerinin önüne taş koymaktadır. Rusya-Çin ikilisi ile yakın ve geniş kapsamlı ilişkiler kuran, içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu, Doğu Akdeniz ülkelerine karşı yaptırımlar yönteminden istifade eden ABD bu hususta kısmen olumlu neticeler elde edebilmiştir. Doğu Akdeniz gazının iktisaden gelir sağlayabilecek bir hale dönüştürülmesine dönük geliştirilmiş olan sıvılaştırma yoluyla taşıma imkanı da kaynakların ve altyapının yetersizliği ve yüksek maliyet sebebiyle hayata geçirilmemiştir.

Fransa’nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerindeki etkisi aracılığıyla askeri ve yumuşak güç araçlarından faydalanan Avrupa Birliği, üyelerinin menfaatlerini göz önünde bulundurarak Türkiye ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki girişimlerini yaptırımlar vasıtasıyla önlemeye çalışmaktadır. ABD ise son dönemlerde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve göreceli biçimde de Yunanistan’a askeri yardımlar aracılığıyla-silah ve askeri malzeme sağlamaya ek olarak üs kurma-etkisini artırma girişimlerine ağırlık vermektedir. Rusya ise bölgedeki ülkeler arasında gaz kaynaklarının nihai tüketicilere ulaştırılması kapsamında Avrupa enerji güvenliğinin teminine yönelik herhangi bir çabanın orta veyahut uzun dönemde faaliyete geçirilemeyeceğini öne sürmektedir. Doğu Akdeniz coğrafyasında Suriye, Mısır ve Türkiye gibi ülkelerle enerji sahasındaki mukayeseli üstünlüğünü ve teknik bilgi kapasitesinden yararlanarak geniş kapsamlı ortaklıkları geliştirmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti’ne bakıldığında ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Mısır ve de Türkiye ile ivedi olarak Kuşak-Yol Girişimi kapsamında ortaklıklar geliştirmek suretiyle ulaştırma alanlarına muazzam yatırımlar gerçekleştirmekte ve dönem dönem Rusya ile birlikte Doğu Akdeniz coğrafyasında askeri tatbikatlar kanalıyla mevcudiyetini ortaya koymaktadır.

 

SONUÇ

 

Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi içerisinde konumlanan Doğu Akdeniz, 2010’lu yılların başlarından itibaren keşfedilen doğalgaz kaynakları ve bunların özellikle Avrupa enerji piyasalarına aktarımına yönelik iş birliği girişimleri ve buna mukabil çatışmaların yaşandığı bir bölgeye dönüşmüştür. Güney Kıbrıs-İsrail-Mısır’ın keşfettiği doğalgazın aktarımı için geliştirilen projelerden hiçbirisi şu ana kadar devreye girmiş değildir. Bunun sebepleri arasında Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülkeler arasında ortak bir münhasır ekonomik bölge anlaşması bulunmaması, taraf ülkeler arasında senelerdir devam eden kökleşmiş sorunların varlığı (Kıbrıs Meselesi, İsrail-Filistin, İsrail-Lübnan vs.), taraf ülkelerin birbirlerinin çıkarlarını ve kırmızı çizgilerini dikkate almamaları neticesinde enerji meselesinin askeri bir boyut kazanması gibi unsurlar bulunmaktadır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail liderliğinde ABD ve de AB tarafından desteklenen Doğu Akdeniz Gaz Forumu, Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı benzeri girişimlerden Türkiye ve KKTC’yi dışlamıştır. Buna mukabil olarak Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları doğrultusunda Libya ve KKTC ile karşı girişimlere geliştirmesi neticesinde bölgedeki enerji projeleri askıda kalmıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hem Türkiye’nin hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin defalarca uyarmasına karşın Ada’da bulunan doğalgaz kaynaklarının tek yanlı girişimlerle çıkartılıp uluslararası piyasalara taşınmasına yönelik girişimlerini sürdürdüğü görülmektedir. Buna verilebilecek en son örnek ise 17 Şubat 2025 tarihinde GKRY’nin kendi iddia ettiği alanda bulunan kaynaklarının sıvılaştırma yoluyla Avrupa piyasalarına taşınmasına dönük Mısır ve ENİ ile yaptığı anlaşmadır. Buna Türkiye ve KKTC’nin açık bir biçimde muhalefet edeceği değerlendirilmektedir. Bunun Ada’da özellikle son zamanlarda yeniden ivmelenen barış girişimlerine herhangi bir katkısının olmayacağı önögülmektedir.

Kıbrıs sorununun 2000li senelerde diplomatik yollarla çözümüne yaklaşılmasına rağmen başarılı olunamamış ve bunun neticesinde KKTC’nin de facto fiiliyat durumu aynen devam etmektedir. Türkiye hem kendisinin hem de KKTC’nin bölgesel haklarını ve menfaatlerini korumak maksadıyla gerek yumuşak güç gerekse de sert güç unsurlarından yararlanmaktadır. Meselenin çözüme kavuşturulması konusundaki tıkanıklığın yakın zamanda çözülebileceği öngörülmemektedir. Suriye Krizi’nin öngörülenden çok farklı bir boyuta evirilmesi, Rusya, Çin, ABD ve Avrupa Birliği’nin çeşitli güç araçlarıyla bölgeye müdahaleleri, Doğu Akdeniz’de hem yakın vadede hem de orta-uzun vadede sıklıkla gerilimlerin yaşanabileceğini göstermektedir. Kıbrıs Meselesi özelinde ise taraf ülkelerin mevcut konumlarından en azından yakın vadede geri adım atmaları olası görülmemektedir.



ÜYE GİRİŞİ



Google Analytics Kodunu buraya koyun